Cenk Sidar Sol, Yeniden: Ulusal ve Küresel Fırsat Penceresi!
SODEV Sosyal Demokrasi Dergisi, Haziran 2012

Back

2002 yılından itibaren Türkiye`yi yöneten ve kendini muhafazakar demokrat olarak adlandıran Adalet ve Kalkınma Partisinin gelecek genel seçimlerde sandıkta mağlup edilebilmesi için uygulanması gereken taktik ve stratejileri ele alan kitap ve makalelerin sayısında son dönemde ciddi bir artış mevcut. Bu olgu son yıllarda partinin otokratik siyasal tarzı benimseyip samimi demokratlar çevreler nezdinde güven kaybetmesi, ve insan hakları, dış politika, ekonomi, Kürt meselesi ve yargı bağımsızlığı gibi temel konulardaki son derece kötü performansı ile izah edilebilir. Bunun haricinde makro ölçekte yaşanan küresel değişim de solunun önünü açmakta. 2008 ekonomik krizi ve gelişmekte olan iletişim teknolojilerinin tetiklediği demokratik halk ayaklanmaları küresel alanda sol bir siyasetin gerekliliğini gösteriyor. Sadece Türkiye`nin değil, dünyanın sol ve insani bir siyasete  ihtiyacı var.  1980 sonrası neoliberal ideolojinin baskın hale gelmesiyle yaşam alanı kısıtlanan sol, mevcut küresel konjonktürel gelişmeler nedeniyle ön plana çıkma potansiyeline sahip.

Sol için oluşan potansiyeli Türkiye özelinde gerçekleştirmek için AKP`yi mevcut duruma sürükleyen durumun iyi analiz edilmesi, ve demokratik mücadele için gerçekçi bir yol haritasının hazırlanması en önemli koşul. AKP`den nasıl kurtuluruz temalı yazıların büyük çoğunluğu solun mevcut eksikliklerini yüzeysel bir analizle sadece bir algı yönetimi, siyasal kampanya ve reklam meselesi olarak değerlendirmek hatasına düşmekte, ihtiyaç duyulan zihniyet devrimini ve ideolojik yenilenmeyi sağlıklı olarak tanımlayamamakta. Türk solunda ve hatta topyekün siyasetinde gözardı edilen, ve günden güne itibarsızlaştırılan “siyasal ideoloji” olgusunun güçlendirilmesi gerekiyor. Sol ideolojiyi 21. yüzyılın parametreleriyle Türkiye özelinde tekrar tanımlamak, en önemlisi bu ideolojiden bağdaşık olarak türetilecek demokratikleşme, iktisat, dış politika, enerji, çevre ve ulusal güvenlik alanında insanımızın ve topyekün ülkenin temel konumunu güçlendirecek politikalar sunabilme kapasitesi en büyük başarı kriteri olacaktır. Tabanla ilişkiler, siyasi sloganlar, kadrolar, projeler ve solun halk nezdinde oluşturduğu algı başarı için kuşkusuz önemli bir faktör. Fakat bütün bu konulardaki belirleyici  koşulları  türetecek  aslı unsur düşünsel çerçevedir.

Geçtiğimiz yıllarda ideolojilerden uzaklaşma, "biz ideolojilerden arınmış siyaset yapıyoruz" gibi temelsiz bir sloganın ortaya çıkmasına ve bunun halk arasında prim yapmasına yol açtı.  Sadece ülkemizde değil bütün dünyada ideolojilerin sonunun geldiği, artık ideolojik değil pragmatik siyasetin egemen olduğu yönünde kapsamlı bir kitlesel propaganda mevcut. Sol cenahtan bazı siyasetçilerin ve kurumların da bu tuzağa düştüğünü, kapsamlı ve düşünsel temele dayanan muhalefetten ziyade günübirlik siyasal gelişmeler ışığında muhalefet yapmanın gerekliliğini öne sürdüğünü görüyoruz. Seçim zaferini salt günlük projelere ve algı meselesine hapsetmek özünde halkı kolayca manipüle edilebilen eğitimsiz kitleler olarak görmenin temel bir yansıması. Türk seçmeni genelde karar verme sürecinde ideolojik etikete dikkat etmese de, partilerin ve liderlerin söylemlerinin derinliğine, çözümlerinin inandırıcılığına ve bu politikaların birbirleriyle bağdaşıklığını çok iyi kavramaktadır.

Bu yüzden herşeyden önce sol siyasetin mutfağında ciddi bir istişarenin yapılması, güncel siyasi parametreler ışığında yeni ve çağdaş bir sol ideolojinin Türkiye ekseninde yaratılması sol için olmazsa olmaz bir koşuldur. Solu tekrar tanımlayıp, bu tanımla bağdaşık ve uyumlu politikalar üretmeliyiz. Bağdaşık politikalar da etkili ve somut projelerin önünü açacaktır. Bazılarının iddia ettiği gibi önce projeleri üretip, ideolojiyi sonra yenileriz diyemeyiz. Keza ayağı yere basan bir düşünsel çerçevenin kılavuzluğunda yapılacak projeler çok daha etkili olacaktır.

Pragmatik siyaseti ana unsur olan gören, ve ideolojiyi itibarsızlaştıran çevreler AKP`nin halktan “ideolojisiz siyaset” retoriği sayesinde oy aldığını iddia etmekte, partinin dayandığı ideolojik altyapıyı görememekte. AKP kurulduğu dönemde  ideolojik olarak ciddi bir eksikliğe sahip olsa da geleneksel bir partinin devamı olarak geçtiğimiz on sene içerisinde kendine ait melez bir ideolojik altyapıyı hasbelkader kurdu. Dış politikada Davutoğlu “Stratejik Derinlik” adındaki doktriniyle on plana çıktı. Soykırımcı Sudan lideri ile yakın ilişkiler kurulması, Suriye gibi otokratik bir yönetimle kriz su yüzüne çıkana kadar ilişkilerin bozulmaması, ve rüzgarın yön değiştirmesiyle tutumun pragmatik olarak bir anda değiştirilmesi ve Libya`ya müdahaleye tamamen karşı durumdan müdahalede öncü durumuna gelmesi Davutoğlu dış politikasının sağlam bir ideolojik zemine oturmadığını gösterdi ve  politika inandırıcılığını kaybetti.

AKP, ekonomi yönetiminde ciddi bir değişikliğe gitmeden Kemal Derviş`in ve önceki iktidarın modelini takip etti. Neoliberal ekonomik politikaları şiar edindi. Buna muhafazakar altyapısından kaynaklanan ilişkiler ağı ve paylaşıma ve sürdürülebilirliğe önem vermeyen salt büyüme odaklı bir yaklaşım ekleyerek, yüksek cari açık ve artan enflasyon gibi unsurlarla ulusal güvenliği ciddi tehlikeye sürükleyebilecek bir makroekonomik iklim yarattı. Yoksulluk, gelir adaletsizliği ve işsizlik gibi temel insani sorunları gözardı etti, kalkınmayı salt zekat kültürünün bir parçası olarak görerek yöksulun niteliklerini arttıracak adımlardan ziyade, günlük ihtiyacını karşılayacak projelerle kendine esir bir seçmen yarattı.

İç siyasette asker-sivil ilişkileri ve laiklik gibi salt kendi önceliklerini ele alarak, demokratikleşmenin savunuculuğunu yaptığını iddia etti. Fakat son dönemde yaşanan basın özgürlüğünde yaşanan kısıtlamalar, yargının muhalefeti susturmak için silah olarak kullanılması, yasaklanan internet siteleri, Kürt meselesinde sorunların daha derinleşip terörün ana unsur haline gelmesi ve hükümetin eleştiriye olan tahammülsüzlüğü bu söylemin inandırıcılığına ciddi zarar verdi.

Bu gelişmeler ışığında sağ muhafazakar partinin son üç yılda bütün sözde başarı kaleleri tek tek düşerken, inandırıcılığı ciddi ölçüde azaldı. Türkiye solunun yapması gereken bu alanlarda sil baştan bir yol haritası ve pusulası yaratmak ve çağdaş sol ekseninde yeni bir düşünsel altyapı ve parti programı hazırlamak olmalıdır. Bu programın en önemli niteliği ise içeriğinin tepkisel olmaması ve kapsadığı konuların birbirleriyle uyumlu ve bağdaşık olması gerekliliğidir. Maalesef bugüne kadar değişik uzman ve kişiler tarafından sol parti programı olarak hazırlanan dokümanların bölümlerinin istişare içinde olmadan, ve tamamen kişisel düşünceler ve motifler ile eklektik bir biçimde ortaya çıktığını görüyoruz. Bu durumda parti kadroları hem birbirleriyle hem de diğer politikalar ile çelişen açıklamalar yapıp, dolaylı olarak iktidar partisini güçlendirmiş oldular.

Solun öncelikle AKP`nin ülkeyi önemli bir risk altına soktuğu ekonomi alanında ciddi bir program oluşturması gerekiyor. Bu yol haritası hem makroekonomik hem de reel ekonomik boyuta sahip olmalı ve ayrıntılı bir yol haritası çizmeli. Bugünün dünyasındasol ekonomik ilkeleri benimsemek ile güçlü bir ekonomiye sahip olmayı arzu etmek birbirleriyle çelişen ulusal hedefler değil. Maalesef Türkiye’de sadece sağ siyasetin iktisadi kalkınmadan bahsettiğini, sol siyasetin ise iktisadi kalkınma önünde bir engel teşkil ettiği mantalitesiyle yetiştik. Keza piyasa ekonomisini ve küreselleşmeyi mevcut şartlarda sol prensiplerden ayrıştırmak çok yanlış bir düşünce olur. Artık sol olarak küreselleşmeye topyekün karşı çıkmak yerine, sosyal adaleti ve meritokrasi merkezli sistemi küreselleştirmemiz gerekiyor. Piyasa ekonomisi etik ve ahlaki çerçeve dahilinde regüle edildiğinde, meritokrasi ekseninde tekrardan paylaştıran bir kanal olduğu için de demokratik bir sistem olarak da görülebilir. Bu yüzden sol ekonomiyi sosyal adaleti hedefleyen ve sürdürülebilir bir şekilde büyütmek için teknolojik atılım, iş gücünün niteliklerinin geliştirilmesi, KOBI`lerin güçlendirilmesi, inovasyonun arttırılması, ve iyi işleyen finansal piyasalar yaratma konusunda yoğun çalışmalarda bulunmalı. Türkiye solu nasıl sürdürülebilir bir ekonomik büyüme sağlayacağı ve ülke insanının ekonomik refahını sağlayacağı konusunda halkı ikna etmeli. Yoksulluk ve gelir adaletsizliği siyasetin insana dokunan meselelerine bir çözüm sunabilmeli.

Türkiye solu evrensel aydınlanmacı sol ilkeler ve yerel değerler ışığında oluşturacağı politikalarla kronikleşmiş Kürt meselesi, gayrimüslim vatandaşlarımızın durumu, adalet sistemindeki çarpıklıklar gibi demokratikleşme konusunda çözümler öne sürebilmeli. Kürt sorununda demokratik çerçeve içerisinde çözümü için kritik bir eşikteyiz. Kürt meselesi, bütün paydaşları kapsayarak, sorunun kültürel, siyasi ve etnik boyutları gözardı edilmeden, ekonomik kalkınma projeleri ile ele alınmalıdır. AKP hükümetinin, uzun tutukluluk süreleri ve yargının bir silah olarak cemaatler ve benzeri çıkar grupları tarafından kullanılmasına samimi olarak tepki göstermediği, tüm bunlara siyasi geleceği için göz yumduğu ve gerekli önlemleri almadığı açık. Türk solu yargı sistemindeki sorunları nasıl çözeceği konusunda kapsamlı bir yol haritası hazırlamak zorunda.

Halen Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay, Hazine Müsteşarlığı gibi devlet kurumlarında çalışan tek gayrimüslim vatandaşımız yok! İstanbul’un Feriköy semtinde yaşayan bir Ermeni vatandaşımız, Kuleli Askeri Lisesi’ne sınavları geçerek kayıt olabilmeli, tamamen yeteneği ve kararlılığıyla dönemindeki diğer arkadaşlarından daha fazla başarı göstererek, ileride Türk Silahlı Kuvvetleri’nin başına Genelkurmay Başkanı olarak geçebilme şansı olduğundan kuşku duymamalı. Bunun bugün mümkün olmaması anayasal vatandaşlık ve ülkenin potansiyelini değerlendirmek önünde ciddi bir engel. Türk solunun bu mantaliteyi yıkması, herkese gerçek fırsat eşitliğini yaratması gerekiyor. 

Mevcut hükümetin ciddi çelişkiler yaşadığı dış politikada sol siyaset evrensel değerleri ön plana alarak proaktif hareket edebilme yetisi yaratmalı. Türkiye’nin kendi tarihsel, kültürel ve sosyolojik mirasından beslenen barışçı, insan merkezli, adil ve dayanışmacısol bir dış politika izlemesi şart. Türkiye demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kritik alanlarda kendi evinde kuvvetli bir sistem kurabilirse, o zaman sol prensipler ışığında küresel toplumun refahı için politikalar üretebilir. Coğrafyamızdaki insanların kanı akarken mezhep çatışmalarından kaçınarak çözüm için samimi adımlar atmalıyız.

Solun demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi temel prensiplerini kendimize şiar edinip, bu temel ilkelerden sapmadan dış politika üretirsek, insanlık lehine önemli kazanımlar yaratabiliriz. Türkiye siyasetinin çağdaş solun kılavuzluğunda yeni bir dış politika zihniyetine ve pratiğine ihtiyacı var. Bu, İsmail Cem`in ilk tohumlarını attığı dış politikanın çağdaş normlar ve meseleler ile zenginleştirilmiş, gene tarihden beslenen cesur ve bağdaşık bir siyasettir. Sol partilerin bu eksende bir dış siyaset çerçevesi inşaa etmesi tarihin ve etkin olmanın kimsenin tekelinde olmadığının bir göstergesi olacaktır.

Enerji konusu da 21. yüzyılda ülkeyi yönetmeye ve daha ileri götürmeye aday sol için üzerinde ciddi şekilde durması gereken konulardan birisi. Endüstri devriminden itibaren önemli ölçüde artan enerji talebi, fosil yakıtların sınırlı yapıda olmasından ötürü sürekli düşen arz, ve enerji zengini bölgelerde bitmek bilmeyen siyasi ve ekonomik kaos enerji meselesini iç ve dış politikanın hayati bir unsuru haline getirdi. Sol olarak mevcut iktidarın geleceğimizi ve bağımsızlığımızı tehdit eden sorumsuz politikaları nedeniyle artan enerji bağımlılığı konusunda enerji üretimi ve verimliliğine odaklanan somut projeler üretmeliyiz. Enerji üretim metodlarının çeşitlendirilmesi, kaynakların farklılaştırılması, ve ülke insanının kesintisiz ve uygun fiyatlarla enerjiye erişiminin sağlanması sol siyasetin öncelikleri arasında olmalı. Bu, ekonomik büyüme ve sosyal adalet için de temel bir koşul olarak görülmeli.

Bunların yanında ulusal ve küresel alanlarda, barış ve huzurun tesisi, bir sol partinin en temel görevlerinden biri olarak görülmelidir. 21. yüzyılın dünyasında geçmişin tehditlerinden büyük farklar gösteren, hem insan hem de doğadan kaynaklanan önemli riskler mevcut. Bu riskleri çok iyi analiz edip, kısa vadeli taktik ve uzun vadeli stratejiler ile en düşük mertebeye indirmemiz şart. Ülke ve insanımızın güvenliğini sağlamak için, Türkiye solu olarak çok boyutlu ve  ilkeli bir güvenlik ve savunma anlayışı geliştirmeli, bunu titiz ve dikkatli bir şekilde uygulamalıyız. Günümüz güvenlik tehditlerini ulus-devletler ve bloklar arası topyekün savaş, nükleer silahlanma konvansiyonel-nükleer-biyolojik-kimyasal terörizm, kısmı-bölgesel etnik/dini/ekonomik çatışmalar, yoksulluk, salgın hastalıklar, doğal afetler, iklim değişikliği, ve siber saldırılar olarak sıralayabiliriz. Zaman geçtikçe ve teknoloji geliştikçe yeni tehditler de bunlara mutlaka eklenmeye devam edecek. Albert Einstein’ın dediği gibi tehditleri yaratan zihniyet ile bu tehditlere karşı koymak mümkün değil. Tehdidi yaratan aklın ötesinde daha ileri bir anlayışa sahip olmalıyız.

Sonuç olarak; düşünsel bir ana çerçeveden beslenecek ve insanımızı daha mutlu, huzurlu ve güvenli, ülkemizi ise daha ileri ve istikrarlı bir boyuta taşıyacağı konusunda bağdaşık politikalar sunabilmeliyiz. Bu ana çerçeveyi yaratmadaki başarısı ve bu ideolojinin halkı ikna edebilme yetisi Türk solunun geleceğini de belirleyecektir. “Sol, yeniden!” diyebilmemiz için mevcut iktidarın hatalarından ders almamız, küresel konjonktürün Türk soluna sunduğu fırsatı iyi değerlendirmemiz ve Cumhuriyetin temel değerleri çerçevesinde ideolojik yenilenmeyi bugünden itibaren başlatmamız gerekiyor. Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılında Türkiye`yi insanlarının mutlu,  huzurlu ve varlıklı olduğu, sosyal adaletin sağlandığı, bölgede ve dünyada bir istikrar sağlayıcı unsur, örnek bir küresel aktör haline getirmek solun en önemli misyonu olmalıdır. Bu misyon hiç bir partinin yada ideolojinin tekelinde görülmemelidir. 2014 ve 2015 yılında yapılacak seçimlere kadar Türk solu ideolojik bir alternatif ortaya koyamazsa makas daha da açılacak. Merkeze sağlam bir şekilde oturmuş olan "muhafazakâr demokrasi" ideolojisi ekseninde, Türkiye’nin yeniden inşa süreci devam ettirecek ve geri dönüş çok zor olacak. Solun amacı son on yılda yapılan ve küresel rüzgarın da tetiklediği olumlu gelişmeleri benimseyip, ülkeyi mevcut durumundan daha da ileri götürme yolunda kitleleri ikna etmek olmalıdır. İnsan merkezli ve çağdaş sol siyaset Türkiye`nin ve dünyanın çıkış yoludur.<<

Cenk Sidar
SODEV Sosyal Demokrasi Dergisi
Haziran 2012

Back