Cenk Sidar 2012 İçin Kemerlerinizi Bağladınız mı?
Ocak 12, 2012

Back

Yılın ilk haftalarının bize gösterdiği gibi, 2012 birçok riski beraberinde getiren bir yıl olacak. Hükümetlerin, şirketlerin ve yatırım fonlarının ayakta kalabilmek için risk faktörleri konusunda bilinçli ve dikkatli olması gereken, dönemsel dalgalanmaların artarak devam edeceği ve geçtiğimiz yıldan biriken risk faktörlerinin üzerine yeni ve beklenmeyen faktörlerin de ekleneceği bir yıl bizleri bekliyor.

Bu yıl risklere karşı akılcı politikalar üretmek için, bölgesel ve küresel eksende işbirliğinin azami düzeyde olması gerekiyor. Maalesef öngörümüze göre 2012 yılı lider ülkelerin uluslarüstü/küresel sorunları çözme konusunda işbirliğine gittikleri bir sene değil, tam tersine ulusal boyutlarda yaşanacak seçim süreçleri ve yapısal ekonomik sorunlar nedeniyle içlerine kapanacakları bir dönem olacak.

Seçim ve hükümet değişikliği takvimine baktığımızda, 2012 yılında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş sabit üyesinden dördünde en üst seviyelerde liderlik değişimi yaşanacağını görüyoruz. Bu sene ABD, Çin, Rusya ve Fransa’da yönetim değişiklikleri olacak. Ayrıca BM üyesi 193 ülkenin 59’unda seçimler var ve bu seçimlerin 29’u ulusal boyutta. ABD ve Fransa’da değişim, ülkelerin demokratik özelliğinden ötürü seçim ile Rusya ve Çin’de ise otokratik yapılarından ötürü merkezi karar verme veya güdümlü seçimler yöntemi ile olacak. Bu değişim sürecinde özellikle demokratik küresel güçlerin mevcut hükümetlerinin popülerlik sağlama amacıyla ulusal meselelere odaklanmaları ve ikili ilişkilerde şovenist ve milliyetçi bir dil kullanmaları öngörülebilir. Bu da sorunların çözümü için ciddi bir engel teşkil ediyor.

2012 yılı risk haritasındaki Avrupa politik-ekonomik krizi, küresel ekonomik durgunluk, Orta Doğu’da gittikçe daha kritik bir hal alan Suriye, Irak ve İran meseleleri, Asya-Pasifik’teki Kuzey Kore ve Çin gibi en önemli risk faktörleri konusunda ülkelerin iş birliği içerisinde hareket etmesi zayıf bir ihtimal. Beklenen risklerin haricinde konvansiyonel olmayan siber terörizm, bulaşıcı hastalıklar, doğal afetler konusunda da 2012 yılı kötü sürprizler sunabilir.

Küresel Ekonomi

Küresel ekonomideki sorunlara yakın bir ölçekten baktığımızda mevcut ekonomik sorunların yavaş ve kararsızlıkla ele alınmasından ötürü finansal-ekonomik boyuttan çıkıp, siyasal alana taşındığını görüyoruz. Bu olguyu hem Avrupa, hem de Amerika örneklerinde yakından gördük. Yunanistan krizine Avrupa zamanında müdahale edebilseydi, kriz bu seviyelere ulaşmayacak, diğer ülkelere sıçramadan belki de kontrol altına alınabilecekti. Aynı durum Amerika için de geçerli. ABD Kongresi 2011 yılının yaz aylarının sonunda bütçe harcama tavanının arttırılması ve bütçede uzun vadeli kesintiler yapılması konusunda anlaşsa ve olay Cumhuriyetçi ve Demokrat parti arasında siyasal nemalanma uğruna ciddi bir çatışma unsuru haline getirilmeseydi, ABD belki de kredi notunu kaybetmeyecek, ABD ekonomisinin durumu bu kadar tartışılmayacaktı.

2012 yılında Amerika’ya baktığımızda, ülkedeki gelişmelerin seçim takvimine endeksli durumda olduğunu görüyoruz. Amerikan ekonomisinin işsizlik ve ekonomik büyüme gibi sorunlarının temel nedenleri siyasal olmasa da, siyasi alanda yaşanan krizler ve siyasi anlaşmazlıkların şirketler ve yatırımcılar üzerinde yarattığı belirsizlik, sorunların büyümesine ciddi ölçüde ivme kazandırdı. Şu an gelinen noktaya baktığımızda Amerikan ekonomisinin, 2012 yılının ilk haftasındaki olumlu işsizlik verilerine rağmen, Kongre’deki Cumhuriyetçi-Demokrat düellosu üzerinden rehin alındığını açık bir şekilde gözlemliyoruz. Önümüzdeki yıl içinde toparlanma sinyalleri verse de asıl iyileşmenin 2013 yılı itibariyle olacağını beklemek daha gerçekçi.

Irak’tan çekilen ve Afganistan’daki varlığını da ciddi ölçüde azaltan Obama yönetimi, önceliği yılsonunda yapılacak seçimleri kazanmak için ülke ekonomisinin toparlanmasına verecek. Geçen hafta açıklanan 21. yüzyıl savunma stratejisi belgesinde de esnek ve daha küçük bir askeri sisteme, bütçe zorlukları nedeniyle geçmek zorunda kalan ABD yönetimi, zor bir sınavla karşı karşıya. Beklenildiği üzere Mitt Romney’nin Cumhuriyetçi başkan adaylığı yarışından galip çıkması halinde, Romney-Obama mücadelesinin galibi küçük bir farkla belli olacak. Rick Santorum, Newt Gingrich gibi adayların ön plana çıkması durumunda ise Obama rahatlıkla seçimleri kazanacak. 2012’de elbette en çok Amerikan ekonomisinin durumu, bu yarışın galibini belirleyecek.

2012 yılının ilk iki çeyreğinde Avrupa’daki durum muhtemelen daha da kötüye gidecek. Avrupa’daki krizin seyrinin belirli aşamalardan geçerek ilerleyeceğini öngörüyoruz: Almanya harekete geçmeye ve Avrupa Merkez Bankası’nın devreye sokulmasına, ciddi sorunlar baş göstermeden ikna olmayacak, Mart ayında yapılacak Avrupa zirvesine kadar maliye ve vergi uyumu konularında verilecek sözler ancak lafta kalacak ve sürekli bir panik durumunun yaşanacağı ilk iki çeyrekte Avrupa bankalarının kredi notlarını kaybetme tehlikesi küresel istikrarın üzerinde Demokles’in kılıcı gibi sallanmaya devam edecek. Sorunun tek çözümü Almanya’nın Avrupa Merkez Bankası’nı devreye sokmayı kabul etmesi.  Bu zamana kadarki inatçılığı göz önüne alınırsa, Almanya ikna olana kadar bölgedeki risk faktörü çok yüksek seviyelere çıkacak. Avrupa Merkez Bankası’nın krize müdahale etmesi, şu anda Yunanistan’ın ve bazı diğer ülkelerin Avro bölgesinden ayrılması gibi diğer alternatiflere göre herkes için daha olumlu olduğundan, bu çözüm aracı sonunda ana unsur olarak devreye sokulacak.

Uzun dönemde istikrarlı bir Avrupa ekonomik sistemi için, kısa ve uzun vadeli çözümlerin harmanlanması gerekiyor. Kısa vadeli riskin Merkez Bankası yardımı ile devre dışı bırakılmasından sonra, uzun vadeli maliye ve bütçe harmonizasyonu gibi yöntemlerin veya Avrupa Para Kuruluşu gibi çözümlerin de devreye sokulmasını bekleyebiliriz. Bu süreç içerisinde ise bazı büyük Avrupa bankalarının iflas bayrağını çekip hükümet desteği talep etmesi ve Fransa gibi bazı lokomotif ülkelerin kredi notunun düşürülmesi gibi sert dalgalara da hazırlıklı olunması şart. 2012 yılında yeni bir küresel ekonomik kriz yaşamamak için ciddi bir siyasi irade gerekiyor. Bunun belirtilerini maalesef bugün itibarıyla görmek pek de mümkün değil.

- Çin -

Çin Halk Cumhuriyeti’nde yılsonuna doğru gerçekleşecek liderlik değişimi bilindiği üzere seçim yoluyla değil, merkezi otorite tarafından çok sıkı bir şekilde denetlenerek gerçekleşmekte. Bu değişim ile Devlet Başkanı Hu Jintao yerini Xi Jinping’e bırakacak ve Başbakanlık görevi ise büyük ihtimalle Wen Jiabo’dan şu anki Başbakan Yardımcısı Li Keqiang’a geçecek. Bu süreçte hükümet üyelerinin ve devlet yönetim kademelerinin yüzde 70’i değişecek. Yeni yönetim ilk icraat ve strateji raporlarını da 2013 başında yayımlayacağı için ekonomik, siyasi meselelerde yeni yöneticilerin getireceği değişiklikleri öngörmek şimdilik zor. Tek bilinen gerçek Politbüro’nun ekseni dışına çıkmayacakları ve ciddi bir politika değişikliğine gitmeyecekleri. Bu bağlamda seçimlerden sonra Çin’in siyasi ve ekonomik pozisyonlarında ciddi bir değişiklik beklememek lazım.

Bazı analistlerin öne sürdüğü gibi Çin’de demokratik bir halk ayaklanması ihtimali de çok olası gözükmüyor. Bölgesel olarak bazı etnik ve dinî grupların zaman zaman hareketleneceklerini tahmin etmekle birlikte, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde geçen yıl gerçekleştiği gibi topyekün bir ayaklanma olmasını beklememek gerekiyor. Bunun en büyük nedeni halen Çin merkezî yönetiminin sıkı bir şekilde ülkedeki kontrolü elinde tutması ve diğer ülkelerde yaşandığı gibi bir Batı teşvikine müsaade etmemesi.

Jeopolitik eksende de Çin’in agresif bir politika izleyerek, Amerika’ya meydan okuması için henüz yeterli gücü yok. Bununla birlikte bugün Amerika’nın ve Avrupa’nın içinde bulunduğu siyasal ve ekonomik sorunlarını memnuniyetle takip ettiklerine emin olabiliriz. Çin ve ABD arasında muhtemel bir rekabet her sene daha fazla belirginlik kazanıyor. Amerika’nın geçen hafta açıkladığı yeni savunma doktrininin temelinde de Çin faktörünün temel risk olduğunu gözlemliyoruz. Direkt bir askeri çatışma ihtimali şimdilik olmasa da önümüzdeki yıl Tayvan ve Kuzey Kore’de yaşanacak muhtemel sıcak gelişmelerin, iki ülke arasındaki tansiyonun artmasına yol açması muhtemel. Ekonomik olarak da emlak piyasasında yaşanan şişmeye ve sağlam temellere oturmayan bankacılık sisteminin ekonomik istikrarı tehdit etmeye devam etmesine rağmen, 2012 yılında Çin ekonomisinde ulusal nedenlerden kaynaklanan bir risk unsuru olduğunu düşünmüyoruz.

 - Rusya -

Rusya Yukos davasının yaşandığı 2003 yılından itibaren en istikrarsız ve belirsiz yılını yaşayacak. Vladimir Putin’in üçüncü kez başkanlık koltuğuna 4 Mart günü oturması kesin görülse de, Medvedev’in başbakanlık şansını düşük görüyoruz. Putin, Aralık ayında yapılan parlamento seçimleri ile sekteye uğrayan popülerliğini korumak için seçimlerdeki başarısızlığın faturasının Medvedev’e çıkarılmasını sağlayarak onun ikinci adam pozisyonunu engellemeye çalışacaktır. Putin’in siyasi rakipleri demokratik reformlar konusunda Putin’e yeni döneminin ilk senesinde ciddi baskı unsuru oluşturacaklar. Bu reform konuları eyalet valilerinin demokratik seçimi, yeni Duma (meclis) seçimleri ve Putin’in mevcut otoritesinden ödün vermesi olarak sıralanabilir.

Beyaz Rusya, Ukrayna ve Kazakistan’da yaşanacak iç siyasi istikrarsızlıklar da, Rusya’nın bölgedeki konumunu ve diğer işbirliği çalışmalarını ciddi ölçüde etkileyecektir. Bununla birlikte Rusya’nın, AB ve ABD gibi büyük aktörlerle ilişkilerinin ise istikrarlı bir tabanda devam edeceğini düşünüyoruz. Suriye ve İran gibi meselelerde anlaşmazlıkların yaşanması muhtemel olsa da, bunların küresel istikrarsızlığa yol açmasını beklememek gerekiyor. Amerika ve NATO ile yaşanan füze kalkanı krizinde de sonuç alınmaya başlandı. Önümüzdeki yıl ekonomik belirsizliklere rağmen, petrol fiyatlarının düşüş trendine girmeyeceği beklentisinde olduğumuz için, Rus bütçesi üzerinde ciddi bir baskı unsuru yaşanacağını düşünmüyoruz. Yavaş ve çileli de olsa, özelleştirme ve modernizasyon projeleri devam edecektir.

- Orta Doğu -

Suriye’de statükonun devam etmesinin, Avrupa ekonomik krizinin, ABD, Fransa, Çin ve Rusya’da yaşanacak siyasi değişimlerin Suriye’yi gündemden düşürmesini bekliyoruz. Gözlemciler konusunda Arap Birliği ile yaptığı mutabakattan sonra vakit kazanan Suriye hükümetinin elinin son dönemde rahatladığı açık. Ayrıca hiçbir ülkenin Libya benzeri bir operasyonu öne sürmesi ve desteklemesi muhtemel gözükmüyor. Uluslararası bir operasyon ancak ülke Libya’daki gibi coğrafi temelli bir iç savaşa sürüklenirse gündeme gelebilir ki o da ülkenin ve muhalefetin coğrafyası nedeniyle pek mümkün gözükmüyor. Obama yönetimi de Suriye konusunda çok aktif bir rol oynamayacaktır. Bu bağlamda kendi halkına zulm eden Esad yönetiminin bu yıl değişme ihtimalinin düşük olduğu gerçeğine hazırlıklı olmak gerekiyor. Kanımca Suriye hükümeti zaman zaman reformistlere ufak imtiyazlar sağlayıp, bir süre daha kendi konumunu sürdürecektir. Bunun sonucunda da tek parti diktasından biraz daha yumuşak bir sisteme geçiş beklenebilir.

İran krizi bölgede önemli rol oynamaya devam edecek. Ülke ekonomik yaptırımlar nedeniyle ciddi bir kan kaybına uğruyor. Özellikle yaptırımların ülke ekonomisinin can damarı olan enerji sektörüne yansıtılmasına yönelik planlar, İran’ı iyice köşeye sıkıştırmış durumda. Bunu son dönemde Hürmüz Boğazı’nı kapatma tehdidi ile açıkça görüyoruz. 2012’nin ilk haftasında Hürmüz Boğazı’ndan kaynaklanan İran-ABD krizi gündemi oldukça fazla meşgul etti. 2011’in sonunda İran’ın boğazı kapatma tehdidine ABD 5. filo ile petrol geçişinin güvenliğini sağlayabileceğini söyleyerek yanıt verdi.

Siyasi ve politik olarak uluslararası alanda izole olan İran’da seçimlerin de bu sene yapılacak olması ciddi bir risk faktörü olarak ortaya çıkıyor. İran liderinin açıklamalarının ve bazı hareketlerinin bu sene biraz daha agresifleşmesini bekleyebiliriz, ancak başkan olarak yerinin garanti olduğunu söylemek pek de mümkün değil. Dinî konseyin Ahmedinejad’ı saf dışı bırakıp başbakanlık sistemine geçme tehdidinde bulunması ülkedeki siyasi gerginliği daha da artırmış durumda. Ayetullah Ali Hamaney’in Ahmedinejad’ı aradan çıkarmak için bir yargı darbesi yapma ihtimali büyük bir risk unsuru oluşturuyor. Tüm yaptırımlara rağmen İran’ın nükleer programı devam ediyor. İsrail dünyadaki lider aktörlerin kendi iç işleriyle meşgul olmalarını fırsat bilip, İran’a bir hava saldırısı düzenlerse, Orta Doğu’da ciddi gelişmeler yaşanabilir. Netanyahu Obama’nın kalıcı olduğuna kanaat getirip bir an önce harekete geçmek isterse, bir hava saldırısı riski daha ciddi bir boyut alacaktır. Ancak ABD kesinlikle bu saldırıya onay vermeyeceği ve böyle bir saldırı küresel ekonomiyi son derece olumsuz şekilde etkileyeceği için bunun gerçekleşmesi şu an için çok muhtemel gözükmüyor. İran eğer iç çatışmalarının önüne geçebilirse, özellikle Suriye, Lübnan ve Irak’ta artan etkisini kullanarak bölgedeki etkinliğini ciddi ölçüde artırabilir.

Irak’ta ise beklenen sona yaklaştık. Ülkenin üç etnik gruba ev sahipliği yapabilecek bir demokratik olgunluğa ve siyasi iradeye sahip olmadığı, Amerikan kuvvetleri çekildikten hemen sonra yaşanan gelişmelerle ortaya çıktı. Başbakan Nuri el Maliki, yeni bir Saddam olma yönündeki uygulamalarına devam ederse, Kürt yönetiminin ve sonra Sünni partilerin de ayrılıkçı bir politika izlemesine yol açacaktır. Irak Orta Doğu’daki İran, Suriye gibi bölgesel güçlerle Türkiye, Suudi Arabistan, Arap Birliği gibi güçlerin etkilerini artırmak için çatışacağı bir alana dönecektir. 2012 yılı ülkede birlikte yaşamanın imkânsız olduğunun ispatlandığı bir yıl olacak, 2012 sonrasında ise bölünme için adımlar atılacaktır. İzlenmesi gereken en önemli faktörler Sünni yönetiminin ayrılık konusundaki adım ve açıklamaları olacak. Sünni yönetimin bu konudaki düşüncesi ayrılık projesini meşrulaştırabilir.

İran, Irak ve Arap devriminin etkileri sonucunda Bahreyn, Katar ve Suudi Arabistan gibi Şii nüfusa sahip olan ülkelerde ciddi ayaklanmaların ortaya çıkma potansiyeli mevcut. Suudi Arabistan’da nüfusun yüzde 10’u Şii ve ülkenin doğu bölgesinde Safaniya, Shaybah ve Gavar gibi büyük petrol üretim sahalarının yanında konuşlanmış durumdalar. Dünyanın en büyük petrol üreticisinde yaşanacak bir iç siyasi karışıklık, petrol piyasası üzerinde ciddi bir etki yaratabilir. Suudi Kralı Abdulllah 87 yaşında ve ciddi sağlık problemleri var. Arap dünyasının en büyük ekonomik gücü olan ve dünya petrol üretimindeki temel faktör olan Suudi Arabistan’ın Kral Abdullah sonrası liderlik sürecinin netleşmemiş olması ülkedeki ve bölgedeki riski artırıyor.

Mısır’da istikrarsızlık, 2012 yılında yapılacak başkanlık seçimlerine kadar devam edecek. Ordunun yetki transferi yapması kaçınılmaz. Ordu, aksi takdirde halkın tekrar ayaklanacağının farkında. Mısır’da ciddi bir İslamlaşma tehlikesi mevcut. Seçimler sonucunda çoğunluğu kim sağlarsa sağlasın (Salafistler ya da Müslüman Kardeşler) ülkenin farklı bir rotaya savrulma ihtimali mevcut. Bununla birlikte yeni sivil yönetimin İsrail ile ilişkileri ve 1979 anlaşmasına sadakati de bölgenin istikrarı için çok önemli unsurlar. Arap devrimi sonrası yaşanan rejim değişikliklerinin hangi yöne doğru devam edeceği yakından takip edilmeli.

Yukarıda bahsettiğim konvansiyonel tehditlerin yanı sıra konvansiyonel olmayan siber terörizm ve doğal afetler gibi tehditlere karşı da hazırlıklı olmak gerekiyor. Siber terörizm geçen sene İran’ın nükleer tesislerine yapılan Stuxnet saldırıları ile tekrar gündeme geldi. Amerika’nın Orta Doğu’dan çekilmesi ve askeri varlığını azaltması, Pentagon’un benzer saldırılara ağırlık vermesine yol açabilir. Geçtiğimiz haftalarda açıklanan savunma strateji belgesinde de ABD’nin savunma stratejisinin konvansiyonel olmayan tehditlere daha çok ağırlık verdiğini görüyoruz. Benzeri saldırıların konvansiyonel müdahalelere dönüşme olasılığı da her zaman mevcut. 2012, belki Mayalar’ın öngördüğü gibi dünyanın son yılı olmayacak. Ancak şirketler ve hükümetler bu yılın getireceği riskleri göremezlerse, kendi sonlarını hazırlayabilirler. Tüm siyasi, ekonomik ve jeopolitik risk faktörlerinin göz önüne alındığı, son derece dikkatli hareket edilmesi gereken bir yıl bizleri bekliyor.<<

Cenk Sidar
Sidar Global Advisors
Ocak 2012

Back